Hocamıza ricada bulunuyorum: hocam lütfen dersteki farklı olacağım havasına bürünüp palyaçoluk yapanları engelleyelim. Oynadığımız oyunların amacı dışında hareket yapmayı engelleyelim. Bunuda en iyi siz yapabilirsiniz. Farklı olayım derken başkalarına zarar verenler derste eğlenmemi, derse severek katılmamı engelliyor.  

   Neyse gelelim derse.. Ders teorik kısım ile başladı. Şu an ip oyunundan önceden bahsediyorum. Tahtaya çizilen şema ile hocamız derste hangi kısımda olduğumuzu anlattı. Somut kısımdan soyut kısıma geçtiğimizden bahsetti. Yani dahada soyut düşünebildiğimizden, derste daha aktif rol almaya doğru gittiğimizden bahsettik.  

   Bu arada bu konuya gelmeden önce hocamız ezikliğimizden bahsetti. Ben tamamı ile katılmıyorum. Lider yada yönetici çıkaramamak ezikliği göstermez. Üstelik bir derste lider çıkmaması kadar doğal bişey yoktur bence. Ders ortamı farklıdır. oraya bakıp bir oyunda bize hareket yaptıracak birinin olmaması ile genel bir yorum yapılamaz. Bilirizki her dönemde en yılmaz liderler bizden çıkmıştır. Bence liderlik olması gerektiği yerde ve uygun koşullarda vardır. Derste zaten hocamız lider, oyun akmassa bile zaten bir çare bulur o diyoruz ya. Ondan dolayı bir kişinin ön plana çıkması çokta gerekli değil fikrimce. Bizde bu rahatlığı kullanıp çıkmadık. Peki doğrumu bu diye sorarsanız. Tabiki doğru değil. Oyunları sürüklememiz açısından ön plana çıkmamız gerek. 

   Neyse blogların yorumlarını bitirdik, tahtadaki şemayı yorumladık ve ip oyununa geçtik. İşte tam bu noktada benim kızdığım şey oldu. İp oyununu oynarken, amacı şekil yapmak olan insanlar bişeylerle uğraşırken birisi(leri) ortada amaçsız amaçsız dolaştı. Saçma sapan hareketler yaparken yüzüme vurdu. Gözümü açmak zorunda kalıdm. Oyunu bıraktım.  

   Neyse oyunu oynayamadım yani.. Ama derste ki yorumlar idare ederdi. Hocamıza sormak istedim ama konu bitii; acaba gözler açık olsa ama konuşma olmasa nasıl oluyo bu oyun? Yada herşey serbest olsa, konuşmak, bakmak…kare yapmak mümkünmü? Yada ne kadar zaman da yapılıyor? Neyse bunlarıda densek olabilir yani.. 

   Oyunda şunu gördük ki, başarıya ulaşmak için konuşmak yetmiyo. Birilerinin faaliyete geçmesi gerekiyor. Her ne kadar geçenlerde başarılı olamasada, en azından sonuca daha fazla ilerlendi. Sonuç olarak nihayet ip oyununu tamalayabildik. 

   Ve en zon olarakta ekipler kuruldu. Bakalım bu ekip çalışması nasıl sonuçlar doğuracak. Hep birlikte görceğiz.

   Derse geç başladık. Belkide geç başlamamız bize bazı şeyleri net görmemizi sağladı. Derste teorik bilgilerden bahsedemedik. Evet ders çok zevkli geçti. Fakat temel eksikti sanırım. Yani dersten önceki konuşmaların bizim için bir temel olduğunu gördük. 

   Burdan şunu çıkarabiliriz: ders ne kadar zevkli olursa olsun, temeli olmadığında havada kalabiliyor. Mesela matematikten herhangi bir konu anlatırken ne yaptığımız hakkında bir bilgi vermessek yapacağımız faaaliyetler pekte yerine oturmayacak. O konuda oyun oynasakta teorik bilgi ile bağdaşmayabiliyor yapılanlar. 

   Derste 3 temel çalışma yaptık. Ve ben bu derste çok fazla eğlendim. İlk çalışmamızda iki kişi sahnede fotoğraf oluyolardı. Birisi herhangi bir hareket yapıyor, diğeri onu tamamlıyordu. Bu çalışma üreticilik yönü ile güzel bir çalışma. Herkes bir hareket düşünüp ortaya çıkmak için çabalıyor. Bazen ortaya çıkacak insan bulamasakta çalışma genede akıcıydı. Zaten öğretmenlikte buna benzemiyor mu? Derse devam ederken aniden durup öğrenciden devam etmesini isteyebiliriz. Fakat bunu öğrenciyi tehdit edercesine değilde, oyunda olduğu gibi onun isteğine bağlı olarak yapmalıyız.  

   Diğer çalışma hece çalışması ile iş isteme çalışması idi. Zevkli olması kadar, bazı şeylerin önemini bize ne kadarda iyi vurgulamış olması oyunun en büyük çıkarımıydı zannımca. Mesela konuşmanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Yada mimiklerin, el kol hareketlerinin iletişimde ne kadar önemli olduğunu. Demekki iki hecede olsa insan çok şey anlatabiliyor. Yani öğretmen olduğumuzda ne kadar kısıtlı ortamda olursak olalım yapabileceğimiz illede bişeyler var. Bu arda hecelerden bazıları: le, ya, zo, bıt, mö… 

   En son olarak yaptığımız grup çalışması ise çok manidardı. Yapılanların hepsini anlayamasamda bazen içinde çok manalar barındıran sahneler çıktı ortaya. Mesela ilk oyunda dayak yiyen abaza güzel canlandırılmıştı. Her ne kadar dayak atanı desteklemesemde, diğeride iki kızı yanına alarak abazalığını göstermiş. Bütün bunları fotoğraf sahnelerinden anlamış olmak çok güzeldi. Zaten hayatta anlık sahnelerin birleşmesi ile olmazmıki.. düşünün bir kere. Her an bir öncekinin resmi ile devam etmez mi? 

   Bu arada şunuda anladık ki herkes sırasında düzgün dursu. Kaynamaya çalışırsanız dayağıda yersiniz…:) 

 

   Yorumlarla başladığımız ders, oyunlarla devam etsede oyunla noktalayamadık. Son oynayacağımız oyun yağmura takıldı. Derse başladığımız yorumlar genellikle derse adını veren başlıklarla alakılıydı. Tasarıma, oyuna, deneyime dayalı bilgilere değindik. Hocamızın bloglarla ilgili önemli noktalara değinmesi ise ayrı bir noktaydı. Fakat burada şu soru ortaya çıkıyor; acaba bloğu okunmayanlar ne düşünmeli? orası muallak.

   Daha ziyade durduğumuz yerden yaptığımız hareketlere dayalı oyunlar oynadık. İlk oyun köşelerdekilerin belirlediği hareketlere göre sınıfın yüzünü köşeye dönük olarak yaptığı oyundu. Grup olarak hareket etmek gerekiyordu. Oyun köşelerdekilerin üretici olması ile zevkleniyordu. Yani oralara üretken insanlar geçmeli. Fakat üretken olmalı demesi kolay gelsede kendimi orada düşününce çokta kolay olmayacağını düşünüyorum. Çünkü bir iki hareketten sonra, insan tıkanıyor. Yani sonuç olarak iyiki ben köşeye oturmamışım. Bidaha ki dersede köşeye oturmayacağım.   

   İkinci oyun ise bir önceki oyunun üç kişi ile oynanan başka versiyonu gibiydi. Fakat bunu çok iyi oynayamadık sanırım. Özellikle bizim üçlü takıldı. Yüzümüzü nereye döneceğimizi kestiremedik. Derken oyunda uzun sürmedi zaten. Daha önce oynadığımız grup olma (ata binmeyenler, kahvaltı yapmayanlar… dersem hatırlanır sanırım) oyunu gibi bu oyunda başarıya ulaşmadı zannımca. Fakat (kesin) hocamız yine güzel oldu diyecek galiba..:)   

   En son oynayabildiğimiz ama son olması umulmayan oyun ise sınıfça dikdörtgen olduğumuz oyundu. Yine belirli bir kişinin hareketleri ile oynanan oyunda bu seferde lider bulmak sorun oldu. İlk oyunda köşedekilere emrivaki yapmıştık lider olmaları için fakat bunda gönüllü olundu. Sonuçta lider olmanın, hareketlerinin yapılıyor olmasının kolay olmadığını hepimiz gördük.

    Ve yağmurun azizliğine uğradık. Bi ip oyununu yapamadık..:) öbürkünde oyunumuzu bölenlere kızdık ama bu sefer yağmura kızamayacağı. Bize kapalı alan sağlayamayan okul düşünsün biraz.:) neyse velhasıl bu hafta gördük ki oynanamayan oyun motivasyon sağlamıyor.:) 

   Yaptığımız her faaliyetin bize birşeyler kazandırmasını ummak doğru değil bence. Evet bize birşeyler katabilir. Fakat katmasada sorun değil. Derste eğlenmiş olmak bile apayrı bir kar bence. Herşeyden ziyade şunu söylemek gerekir ki ders bizim daha önce yapmadığımız şeyleri yapmamıza imkan veriyor. Bu açıdan belkide hiç bizde olmadığını sandığımız kabiliyetlerimizi görebiliriz. Ne bileyim sahne için geçerli olan terimleri öğrenmemiz bile ayrıca bir güzellik. Kültürümüz gelişiyor. 

   Bu hafta sandalyelerle işe başladık. iki farklı oyunu bir sandalye ile oynadık. Birincisinde grup aktivitesi olarak hocamızı sandalyeye oturtmamaya gayret gösterdik, diğerinde herhangi bir arkadaşımızı. Derste birinci aktivitede grup olarak çalışma var dedik ve rekabet olmadığını söyledik diğerinde ise rekabet olduğunu söyledik. Hatta oyunların çokta rekabet içermemeinin iyi olduğu görüşüne vardık. Fakat ben bu noktada katılmıyorum. Öncelikle bence iki oyunda rekabet içeriyordu. Birincisinde hepimiz hocamıza karşı rakiptik, diğerinde herkes herkese karşı rakipti. Ayrıca bu devirde rekabetsiz oyunda hiç çekici değil. Gruplara ayırsak bile herhangi bir topluluğu grup olarak yarışıyor herkes. Otommatiğe bağlamış herkes. Herkes kazanmaya endekslemiş kendini. Hal böyle olunca rekabetsiz bir oyun sanki şekersiz çaya benziyor. Tabiki çayı şekersiz içebilenler vardır, ama genellikle şekerle içilir çay. 

   Diğer aktivitemiz film fragmanı hazırlamaktı. Yaptığımız bu faaliyette çok güzel fikirlerin çıkması gerçekten çok güzel. Ben hem kendimde, hemde sınıftan bu kadar güzel fragmanların çıkabileceğine pek ihtimal vermiyordum. Fakat gördümki gerçekten çok güzel fragmanlar seyrettik. Tabiki ilk fragman çalışması olarak çok eksiklerimiz var. Ama genede ilk olması açısından gayet güzeldi. Bizim klasik türk filmi olarak fragman hazırlamamız hoştu zannımca. Fakat filmin sonunda ne olacağı hakkında hiçbirimizin fikri yoktu sanırım. Sadece fragmanı yaptık o kadar. Sanırım diğerleride böyleydi. Acaba sinemcılığa böylemi başlanıtor.sonunu bilmediğin çalışmalarla mı? 

   Haftalar geçtikçe dersin içeriğini ve bize kazandırmak istenenlerin daha iyi ayırdına varıyorum. Özellikle sced 487den ayrılan yönlerini çok iyi anlıyorum.

   Derse pred 485ten bildiğim ebeleme oyunu ile başladık. Derse giriş açısından güzel bir oyun. En azından motive olmamızı sağladı. Oyunun kısa oluşu ve hareketli olmaya yöneltmesi bizim için pozitif tarafları idi. 

   Diğer oyun gruplara ayırma oyunu idi. Diğer oyuna geçiş olması açısından güzeldi.(kümelere örnek olarak gösterilmesinden bahsediyorum) Fakat ben çok sonra anladım öyle olması gerektiğini. Ama söylenenler arasında mantıksızlarda olsa bazıları iyiydi. Mesela; ata binmeyenler, sabah kahvaltı yapmayanlar….    

   Bu iki oyundan sonra, yerlerimize geçtik ve 3 kişilik gruplar oluşturduk. Bu gruplardaki arkadaşlar ortak yönleri ve herkesten farklı olan yanlarını kağıda döktüler. Daha onra sınıfa okudular. Şunu belirtmeliyimki daha önceden kümelerin böyle anlatılabileceğini hiç düşünmemiştim. Bu oyunu gördüğümde ve sonrasında yapılan yorumlardan anladığım kadarı ile gerçekten çok güzel bir yöntem. Oyunla konunun anlatılabileceğine çok güzel bir örnek.    

   Daha sonra kağıtlardan bir şeyler elde etme çalışmasını gerçekleştirdik. Kağıdın birinin yırtılmasına izin olupta diğerinin yırtılmasına iznin olmamasına şaşırdım. Amacı anlayamadım. Çalışma çok eğlenceliydi. Ama şunu anladım ki çalışmalar yapıldıktan sonra hepsinin yanına boş birer A4 kağıdı konmalıydı. Çünkü ilk kağıt konanlarda daha fazla yazı vardı. Belkide bazılarına hiç yazı yazılmamasının önüne geçilmiş olunurdu.      

   Daha sonra ki kelimelerden hikaye yapma çalışması ise bir o kadar eğlenceliydi. Hepimiz güldük. Orjinal hikayelerin ortaya çıkması ise ayrıyeten üzerinde durulması gereken bir konu bence. Gerçekten çok güzel senayolar üretildi.

   Güzel derse güzel devam ettik. Sıkıldığımı bildiğim hiç bi derse bu kadar hevesli devam etmedim bugüne kadar. Son tiyatro gösterimlerinde sıkılmış olduğum anlar olsada, ilgimi derse karşı hiç kaybetmedim.    Derste sürekli hocamız oynadığımız oyunları bir yerlere koymaya çalışanların olduğunu söyledi. Aslen ben hiç merak etmedim biz bu oyunları neden oynuyoruz diye. Tamamen aklımdan geçen ileride ben bu oyunları kullanabilirim inşallah. Zaten çoğu teoremde oyun kavramı geçiyoken “neden” aramakta gereksiz bence. 

   Derse ebeleme oyunu ile başladık. Herkes ebelemeye çalıştı. Arkadaşlar 27,51,30,45…kere ebelemişler. Ben 21 kere ebeledim. Nasıl oldu anlamadım. Galiba eksik saydım…yada gerçekten ebeleyemedim.:)    Sonra geldik gruplara ve sahneye… Altı grup oluşturduk. Bu demekki altı oyun sergilenecek. İlk grup biz olduk oyunlarını sergileyen. Gerçekten bizim için güzel tecrübe oldu. Kendimi izlemeyi çok istiyorum. Sanırım çok iyi beceremedim. Ama denemiş olmak bile güzeldi sahne performansını. 

   Çok güzel oyunlar sahnelendi. Hiç beklemediğim güzellikteydi hepside. Yazılmış bir senaryo olmamasına rağmen hepsi çok güzeldi. Herkes benimsemşti rollerini. Elbette iyi yapamayanlar vardı. Ama onlar bile güzellikler arasında kayboldu…    Yurtlar ve remedialler, otobüste geçenler, aşıkların kavuşması, ev tutmak için neler olabileceği, sınfta geçen olay ve panço adası… Gerçekten çok eğlenceli bi dersti. Çok şey kattğını düşünüyorum bana. Daha güzelleri olur inşallah….

   Yorumlarıma dersin sonundan başlamak istiyorum. Yani dersimizi ikiye bölen, ortadan ayıran arabalardan. Hayatta en sevmediğim şey insanların ısrarla çelişkileri ile yaşaması. Hane çelişkisiz olmaz ama onlar çözülmedikçe çok büyük sorundur bence.  Dersimizi ortadan bölen kişi galiba bir eğitimci. Bütün sınıfın aşkla işelediği dersi bölmek bir kişiyi ne kadar mutlu eder bilmiyorum. Üstelik bu bir eğitimci ise… Bu noktada hocamızın kızgınlığını çok iyi anlıyorum. 

  Bu hafta oynadığımız oyun sayısı diğer haftalara nazaran daha azdı sanırım. Ama yinede eğlenmedim değil hane… Derse pred485 te oynadığımız zıp oyununun başka versiyonu olan hop oyunu ile başladık. Derse motive olma açısından güzel bi oyundu. Isınma turuda denebilir..  

   Daha sonra ise grup çalışması için gruplara ayrıldık. Okuma parçasının analizi için güzel bir uygulama bence. Aslında grup çalışmalarını oldum olası çok sevmişimdir… Ama herkesin çalışması şartıyla. Okuma parçasını analiz ettik. Güzelde oldu. İnşallah gönderen arkadaş (mail ile) zamanında yollar. J 

   Daha sonra dışarıya çıktık. Burada ebeleme oyunu oynadık. Ama bizim bildiğimizden daha farklıydı. Ebelenenler zincirin halkası oluyordu. Oyun bir çok açıdan bilinenden farklıydı. Çünkü zincir büyüdükçe hem etki alanı fazla oluyor hemde hareket kabiliyeti azalıyordu. Bu hem hem negatif hemde pozitifti bence. Ben her durumda zincirin arkasına geçtim. Hareket kısıytlılığından faydalandım. Ve yakalanmadım. Ama az kalsın yakalanıyodum. 

Diğer oyun ise (yarım kalan ip younu idi) onun üzerine yorum yapmak istemiyorum. Tamamını oynayınca inşallah o zaman konuşuruz. Daha sonra sınfta toplanıp gerekli görüşlerimizi paylaştık ve sınıftan ayıldık.  

M.Fatih GÜNGÖR

  

 

   Bu hafta öncekilere nazaran biraz daha yoğundu sanırım. Hem daha fazla teorik biligi hemde daha fazla oyun oynadık zannımca. İlk bakışta masaları toplayıncaya kadar teorik kısmın çok uzayacağını düşünmüştüm. Fakat çok uzamasada, bayağı bir konuştuk.    

   Derslerde kullandığımız veya kullanacağımız terminolojiye değindik. Alt metin, jest, postür, mimik, iç aksiyom…vs. Bu terimleri hem tanımladık hemde daha sonra oyunlarını oynadık. 

   Oyunlarımızdan biri mimik oyunu idi. Sınıfça belirlenen bir mimiği tahtaya kalkan arkadaşımız yapmaya çalışıyordu. Duygusal, otoriter, kızgın, sinsi, kurnaz… Arkadaşlarda başarılı oldu hane…

  

   Daha sonra iki kişi tek kişiyi oynadı. Biri anlattı diğeri ona uygun el hareketleri yaptı. Yani anlatılana bi jest buldu. Bunu iki farklı şekilde yaptık. Birinde kişi el hareketlerini yapan arkada durdu, diğerinde anlatan başka bir yerde durdu. Oyun iki kişiyi adapte etme açısından mükemmeldi. Yani iki kişiyi aynı anda düşündürmek güzeldi… 

  

   En son oyunlardan biride jest, mimik, postür ve replik oyunlarını içeren oyundu. Oyuna bütün sınıf dahil oldu. Herkes birşeyler yaptı. Bu dersin en sevdiğim kısımlarından biri de burası. Çoğu insan başkalarını umursamadan birşeylerin gayreti içinde.

     Diğer oyunlardan biride, bütün sınıfı iki gruba ayırıp karşılıklı iki kişiyi canlandırma oyunu idi. Gerçekten müthiş bir oyun idi. İşten kovulan biri ve buna sebep olan diğeri… Herkes kendi olmaktan çıkıp, o karaktere adapte oldu.     Mısır patlaması, aynı anda hareket etmeme oyunu ve 3 hareket oyunu (ayakkabıya bakma ile başlayan) oynadığımız diğer oyunlar idi.   

   Bu derste kendimi tiyatroda hissettim. Yaparak öğrenme budur bence. En az tiyatrocularda benim eğlendiğim kadar eğleniyordur sanırım. Dersede gerçekten adapte olabiliyorum. Jest, mimik, postür…vs. bunları ancak bu kadar akılda kalıcı şekilde öğrenebilirdim. 

   Daha önceki eğitim derslerinde bir çok teori gördük oyun üzerine. Fakat hiç oynamamıştık. Demekki oynanınca bu kadar etkili olabiliyormuş diyorum artık. En azından denemek gerek…

  

   M.Fatih GÜNGÖR

   Derse, bir önceki dersin sonunda bıraktığım heyecanla gittim. Şunu öncelikle belirteyim ki önceki hafta oynadığımız oyunlar kesinlikle elimde araç olarak kalacak inşallah.  

   Bu hafta temel olarak 4 oyun oynadık. Oyundan daha çok yorumlara ve teorik bilgilere ağırlık verdik bu hafta. Benim nazarımda bu hafta önceki haftaya göre daha sıkıcıydı diyebilirim. Dersi kıyaslamadan sadece ders olarak bakarsak, tabikide sıkıcı değildi. Önceki haftadan daha az hareketliydi belkide. Yapılan yorumlar ise ayrıca güzeldi. Orjinal fikirler geldi oyunlarla ilgili. O yorumları bile duymak ayrı bir güzellikti. Çünkü hiç bakamadığınız açılardan dersi ve faaliyetlerimizi görebiliyorsun bu yorumlarla. 

   Bu haftaki oyunlardan biri “deneyim nedir?” sorusunu temel alan soruyu sor, cevabı al, başkası ol oyunu idi. Dersin gereği deneyim nedir dendiğinde akla gelenlerin ortaya çıkması gerekiyordu. Bunuda önceki dersteki gibi yeni bir oyunla yaptık. Fakat oyundan sonraki yorumlardan anladığımız kadarı ile oyun istenen verimi bize sağlamadı. Herkes tanıdığına gitti, tanımlar akılda tutulmadı, aynı kişiden birsürü çıktı…vs. Pozitif olarak ise herkes deneyim deyince aklına başka şeylerinde gelebileceğini gördü. Hatta güzel olanları benimsedi arkadaşlarımız. 

   Diğer  oyunumuz (ilk olan) sırta resim çizme oyunu idi. Oyun daha önce bildiğimiz, kulaktan kulağa oyununun farklı bir versiyonu gibiydi. Bir arkada oturan kişi öndekine hocamızın belirlediği resmi çizdi. En sondakilerde tahtaya çizdi.  Hepimiz şahit olduk ki iletişim bozukluğu ortaya istenmedik sonuçlar çıkarıyor. Tahtaya çizilen hiç bir resim ilk resimle örtüşmedi. Sonuç : iletişim bozukluğunu lütfen minimuma indirelim. 

   Diğer oyunlar ise yerden yüksek ve vampir oyunları idi. Belkide en çok zevk aldığım oyun yerden yüksek idi. Belkide içinde daha fazla aksiyon olduğu içindir. Hocamız oyunu bilmesede bizi oynamaya teşvik etti. Gerçekten böyle zevkli olacağını tahmin edemezdim. Cesaret, hız, heyecan dolu idi. Etkileşim açısındanda bazı faydaları olduğu kanaatindeyim. En azından samimi olanlar birbirini, hatta olmayan bazı kişilerde birbirlerini, tehlikeye (yere) itti. Vampir oyununa gelince ise; oyunu ciddi bir şekilde ben oynayamadım. Ama dışarıdan seyretmeside zevkliydi. Çığlıkların ardı arkasına çıkması bende belirli bir müzik havası oluşturdu. Ne bilyim, hane hiç beklenmedik anda hiç beklenmedik bir sesten bir nota gibi çığlık çıkması…garip geldi. Güzeldi. 

   Bu hafta temel olarak deneyim ve iletişimi temel aldık zannımca. Öze de değindik. Yani bildiklerimizin ne kadar bir öze sahip olduğunu sorguladık. 

M.Fatih GÜNGÖR 

  …Ve ikinci ders. İlk hafta yapılanların tekrarı ile başladık derse. Bende aynen geçen hafta kaldığım hevesle geldim derse. Bekliyordum olacakları ve yapacaklarımızı. 

   Herşeyde önce şunu söylemem gerek ki bu haftaki oyunlarda bütün arkadaşların katılımına ayrı bir özen gösterildi. Benim açımdan bu nokta kayda değer bir noktaydı. Çünkü bir insan ne kadar çekingen olursa olsun bir oyunun parçası olmayı reddetmesi zor oluyor. İstesede istemesede oyunda aktif rol almayı kendine görev biliyor. Buda benim hoşuma gidiyor. (Her nekadar hocamız isteyen yapmayabilir desede görevleri geri çeviren olmadı.)

   Yorumlarımızı biraz daha terimsel olarak yapmak gerekirse, öğrenmenin bu kadarda eğlencelisi varmış diyorum artık. Hane öğrenmek davranışlarda ki sürekli değişiklik ya, ben oyunlarda bunu gördüm. Şöyle örnek vereyim. Bu haftaki oyunlarda zihnimi seri kullanmayı öğrendim. Şartlanılmış ve alışkanlıklarla örülü bir ortamda farklı düşünmeye zorladım kendimi. Bende var olan düşünme gücünü ortaya çıkarmak için gerekli olan adımları atmayı öğrendim.

   Karşılıklı iki kişi oynanan oyunlarda şartlanmışlıkları ve alışkanlıkları somut bir şekilde gördüm. Böyle bir ortamdan güzel ürünler çıkarmaya çalıştık hep beraber. Öğrenmeye farklı boyut getirdik kendimizce.

   Fakat şunuda itiraf etmeliyim ki; hala bu oyunları motivasyon aracı olarak kullanmayı düşünüyorum. Bir konu oyunlarla nasıl anlatılır kısmı kafamda düşünce olarak yerini koruyor. Mesela fonksiyonlar oyunlarla nasıl anlatılır? Gibi sorular… 

   Üç kişinin bir kişi gibi hikaye anlatması ve dokuz kişilik gruparın karşılıklı birbirini ikna edememe oyunları ise inanılmaz derecede geniş bir düşünce analizi sundu hepimize. Çok güzel espiriler ve çok orjinal fikirler geldi değişik bireylerden.

   Ayrıca sınıf içi ilişkilerede olumlu katkılar sağlıyor dersimiz. Tanımadığımız kişilerle iletişim içinde olmak zorunda kalıyoruz. (Bazıları kızabilir buna) Bu olay benim literatürümde bizim için pozitif bir katkı.

   Deyinmeden geçemeyeceğim. Acaba alanımız daha geniş olsa bu oyunları daha mı rahat oynarız? Fakat şu an bile çok eğlenceli. Bunu da çok sorun etmenin anlamı yok herhal.

   Bir de video… Acaba alınan videoların bizim öğretmenlik hayatımıza bir katkısı olacak mı? Yoksa zevk olsun diye mi videoya alıyoruz? Kesin vardır bir amacı. Bakalım zaman bize neler gösterecek….     

M.Fatih GÜNGÖR